Aksaray Yöresel Kültürel Kamusal Kurumsal Paylaşım sitesi Aksarayın en iyi Sitesi
Üyelik Giriş Yap | Üye Ol | Şifrem Neydi | Canlı Destek Facebook
Kategoriler
Son Yorumlar
                      Ençok Okunanlar
                      Son 3 ay içinde okunanlar!
                      İstatistikler
                      Üst Kategori 1
                      Yazarlar 7
                      Toplam Yazı 49
                      Toplam Yorum 10
                      Toplam Gösterim 69428
                      Neydik ne olduk
                      Okuma : 1458
                      Yazan : Aksaray 68
                      Tarih : 18.04.2012 08:36:29
                      Kategori : 68 AKSARAY
                      Önceki Sonraki
                      Neydik ne olduk?



                      Neydik, ne olduk?

                      NEYDİK NE OLDUK


                      YILLAR GEÇTİ AÇILDIK SOYULDUK, NE KIZIMIZA SAHİP ÇIKABİLDİK NE DE KARIMIZA, EN NİHAYETİNDE CEHENNEMİN DİBİNİ BULDUK...

                      Yine Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem- aynı mevzûya temasla şöyle buyurmuştur:


                      "Cehennemliklerden henüz görmediğim (ve daha sonra ortaya çıkacak) iki grup vardır: Bunlardan biri, sığır kuyrukları gibi kırbaçlarla insanları döven bir topluluktur. Diğeri, giyinmiş oldukları hâlde çıplak görünen, başkalarını da kendileri gibi giyinmeye zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. İşte bu kadınlar cennete giremezler. Hatta onun çok uzak mesâfeden hissedilen kokusunu dahî alamazlar." (Müslim, Cennet, 52)

                       



                      Neydik Ne Olduk?

                      Osmanlı neredeydi biz nerede?

                      Neydik ne olduk. Bir ziyaretçimizin yolladığı bu yazı okunacak
                      seviyede kaliteli.

                      Faziletliydik: Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin
                      namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek
                      edinmez, kimseyide küçümsemezdik.

                      Dürüsttük: Bir zamanlar Londra Ticaret Odası´nın en görünür yerinde şu
                      mealde bir tavsiye levhası asılıydı: "Türklerle alışveriş et,
                      yanılmazsın."

                      İtibarlıydık: Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odası´nın toplantılarında
                      oylar eşit çıkınca Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki
                      sayılır, onundediği olurdu.

                      Temizdik: Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı askeri teşkilatını
                      Avrupa´ya tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsigil, yere tükürmedikleri
                      için atalarımızı şöyle eleştiriyor:"Türkler hiçbir zaman yere
                      tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında
                      bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları,sakalları dökülür."

                      Çevreciydik: Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu
                      ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak
                      altlarına kuş sarayları yapardık.Bunlara öyle çok örnek var ki,
                      saymakla bitmez.

                      Harama el sürmezdik: Fransız müellif Motray, 1700´lerdeki halimizi
                      şöyle anlatıyor: "Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim
                      kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar
                      arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu´ndaki
                      ikametgâhıma kadar gelmişlerdir."

                      Medeni idik: İngiliz sefiri Sör James Porter ise, 1740´ların
                      Türkiye´si için şunları söylüyor:"Gerek İstanbul´da, gerekse
                      İmparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş,
                      hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde isbat etmektedir ki,
                      Türkler çok medeni insanlardır."

                      Dosdoğruyduk: Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, şu hükmü
                      veriyor:"Haksızlık, mürabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi
                      suçlar,Türkler arasında meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gösterirler
                      ki,insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır." Hırsızlık
                      nedir bilmezdik: Fransız müellif Dr. Brayer, 1830´larınİstanbul´unu
                      getiriyor önümüze:"Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve
                      dükkânların çoğunlukla umumî ahlâka itimaden açık bırakıldığı
                      İstanbul´da her sene azami beş-altı hırsızlık vak´ası görülür."
                      Ubicini Dr. Brayer´i şöyle doğruluyor: "Bu muazzam payıtahtta
                      dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye
                      gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı
                      halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf
                      Hıristiyan olan Galata ile Beyoğlu´nda ise hırsızlık ve cinayet
                      vak´aları olmadan gün geçmez." Naziktik: Edmondo de Amicis isimli
                      İtalyan gezgini, yine 1880´lerin "biz"ini anlatıyor bize: "İstanbul
                      Türk halkı Avrupa´nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga
                      enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar
                      ki; ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde
                      gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz."

                      Cihana örnektik: Türkiye Seyahatnâmesi´yle meşhur Du Loir´un
                      1650´lerdeki hükmü şöyle: "Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk
                      siyasetiyle medeni hayatı bütüncihana örnek olabilecek vaziyettedir."
                      Şefkatimiz yalnızca insana yönelik değildi, hayvanları, hatta
                      bitkileri bile kapsıyordu. Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda
                      dilerseniz Elisee Recus´u dinleyelim,bize 1880´lerdeki halimizi
                      anlatsın:"Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır.
                      Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır... Türklerle
                      Rumların karışık olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarafa
                      ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında
                      leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir." (Küçük Asya,
                      c. 9)

                      Hayırseverdik: Comte de Marsigli´yi tekrar dinleyelim: "Yazın
                      İstanbul´dan Sofya´ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş
                      köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum." Aynı
                      müellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri
                      kanaatindedir. Şöyle diyor: "Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, bu
                      dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler.
                      İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve
                      hatta bitkilere bile teşmil ederler." Bu tespiti, İslâm ve Türk
                      düşmanı avukat Guer misallendiriyor:"Türk şefkati hayvanlara bile
                      şamildir" dedikten sonra şu örneği zikrediyor: "Hayvanları beslemek
                      için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak başlarında
                      sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar... Sokaktaki ağaçların
                      kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak
                      kadar kaçık müslümanlara bile rastlamak mümkündür..." "Kaçık"lığın
                      kaynağını da veriyor adam: "Birçokları da sırf azad etmek için
                      kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk´e bir gün yaptığı
                      işin neye yaradığını sordum. Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi:
                      Allah´ın rızasını tahsile yarar." Galiba geçmişimizden uzaklaşmak bize
                      çok pahalıya patladı.

                      Yahya Kemal Beyatlı´nın bir tespitiyle yazımızı noktalayalım:"Eski
                      Türklerin bir dini hayatları vardı, dini hayatları olduğu içinde çok
                      şeyleri vardı; yeni Türklerin de dini hayatları olduğunda çok şeyleri
                      olacak."


                      Alintidir :www. talataltun.com ,Yavuz Bahadıroğlu- Biz Osmanlıyız
                       

                      Yorumlar 0
                      Copyright
                      Bugün : 0 - 0 - 0 | Dün : 0 - 0 - 0 | Toplam : 179 - 1126 - 1305 | Üyeler : 0 - 2321 | Online : 0 - 1
                      Onlineler :
                      Neler Yaptık | Hakkımızda | İletişim | SiteMaps | Rss
                      2oo6-2o14 © Copyright Aksaray 68
                      Yazılım Tasarım
                      Aksaray 68

                      AKSARAY.TC - Bizimsite - Aksaray Bilisim - Ihlara - Aksaray Haberler- AxarayFm - siteni ekle
                      YASAL UYARI
                      Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan .yer sağlayıcı. olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz .uyar ve kaldır. prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, info@Aksaray.tc mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.

                      Ping your blog, website, or RSS feed for Free
                       

                      Hızlı Sohbet